LİVA ANAOKULU

bilgi@livaanaokulu.com

Bulgurlu Mah. Aygül Sok. No:7 Üsküdar

0216 505 40 10

Hafta içi
07:30 - 19:00

Çocuğum beni dinlemiyor, ona bir türlü sözümü geçiremiyorum?

ÇOCUKLAR SİZİN KURALLARINIZI NASIL ÖĞRENİRLER

Kurallarınızı çocuklarınıza öğretmeniz gerekmeseydi, ana-babalığın ne kadar kolay olacağını düşünebiliyor musunuz? Kendinizi yeni doğmuş bebeğinizle birlikte hastaneden çıkarken hayal edin. Siz ayrılırken, hemşire bebeğinizin ayağına asılı etikete işaret ederek, “Bu bebek sizin kural ve değerlerinize göre programlandı. Onun nasıl davranmasına istediğinizi her zaman bilecek ve siz ne isterseniz onu yapacak. Tam zamanında giyinip okula gitmeye hazırlanacak, sofrada doğru davranacak, şikâyet etmeden evdeki görevlerini ve okul ödevlerini yapacak ve oyalanmadan gece yatağına gidecek. Onu eve götürün ve büyümesini keyifle izleyin.” Sizde bebeği alıp gidiyorsunuz.

Çok cazip bir düşünce ama gerçek değil. Çocuklar bizim kabul edilebilir davranışlarla ilgili kurallarımızı kalıtsal olarak bilerek doğmazlar. Bu, bir öğretme ve öğrenme süreci içinde zamanla kazanılır. Bizlerde öğreticileriz. Kendi kurallarımızın en açık ve anlaşılır bir şekilde iletilmesi bizim görevimizdir.

‘’Çocuk dinlemesini de bizden öğrenir.”

Anne babalar çocuklarıyla iletişim kurarken farkında olmadan hatalar yaptığını ve bunun da diyaloğun kesilmesine, çocuğun susmasına yol açtığını biliriz. Çocuklar dinlemesini de bizden öğrenirler. Eğer biz çocukları dinlersek, onlar da bizi dinliyor. Yakın çevremden de gözlemlediğim bir şey vardı ki o da; bazen çocuklara karşı sabırsız olabildiğimiz gerçeğidir. Biz çocukları biraz ‘miş, muş’ gibi davranışlarla oyalıyoruz galiba. Oyaladığımızı, ikna ettiğimizi, inandırıcı olduğumuzu sanıyoruz. Onları dinlerken, onlarla oynarken, bir şeylerin doğru ya da yanlış olduğunu anlatırken, hatta hüznümüzü saklamak için bile “mış” gibi yapabiliyoruz. Oynarken eğleniyormuş gibi, anlatırken dinliyormuş gibi, mutsuzken değilmişiz gibi, sonrada çocuklarımızın bizi dinlemediğinden şikayetçi oluyoruz. Bu iletişim şeklini sosyal ilişkilerimizde de kullanıyoruz aslında. Ama çocuklar, annelerinin-babalarının gözünün içinden anlayabiliyorlar, gerçek ifadeleri göz bebeğinde görüyorlar. Bunu en sık kullandığımız kişilerde çocuklar oluyor. Çocuklarının kendilerini dinlemediklerini şikâyet eden aileler, “iyi bir dinleyici miyiz acaba?” sorusunu kendilerine sorarak, çocuklarına söz geçirme sanatının ilk basamaklarını çıkabilirler. Çocuklar bize ne çok şey öğretiyorlar aslında farkında mısınız? Onlarla birlikte, unuttuklarımızı hatırlıyor, bilmediklerimizi öğreniyoruz. Üstelik onlar için yaptığımız bu çalışmalar hayatın her alanında da işimize yarıyor ve iletişimimizi kolaylaştırıyor. Bir çocuğa dil öğretmek aynı zamanda o dilin de püf noktalarını öğrenmek anlamına geliyor, hele birde bu dil iletişim diliyse…

İletişimin ilk ve en önemli basamaklarından olan dinlemek basamağının başındayız. “Çocuğum beni dinlemiyor, ona bir türlü sözümü geçiremiyorum?” çaresizliği içindeyseniz, çare sizsiniz diyebilirim.

Çocuk heyecanla size bir şey anlatmaya çalışırken derhal işinizi bırakıp onu dinlemeniz gerekir.  Çünkü işinizi bırakıp onu dinlediğiniz zaman şu mesajı vermiş oluyorsunuz:”Sen benim için değerlisin, onun için işimi bıraktım seni dinliyorum.” Diyelim ki çocuğunuz okuldan geldi, kapıdan girer girmez çantasını yere bıraktı, heyecanla: “Anne bugün ne oldu biliyor musun?” dedi. Ocakta yemeğiniz var. Eğer: “Oğlum/kızım, ocakta yemek var, altı yanabilir, ben mutfağa gidiyorum, sonra anlatırsın” derseniz; çocuğunuz şu mesajı almış olur: “Senin anlatacakların çok önemli değil, ocaktaki yemek daha önemli.” Bu mesajı alan çocuk şöyle düşünür: “bu evde ocaktaki yemek kadar değerim yok.” Aslında sizin niyetiniz bu değil; ama niyetiniz önemli değil, çocuğun söz ve davranışlarınızdan ne anladığı önemlidir.

Ocaktaki yemek senaryosundan hareketle iyi bir dinleyici olmamız için nelere dikkat etmemiz gerekir? Sanırım, ocağı kapatıp çocuğumu dinlememi söyleyeceksiniz…

Yapmanız gereken şey çocuğun heyecanını algılayıp “Neler olduğunu çok merak ediyorum, bana bir dakika izin ver, ocakta yemek var, altını söndürüp geleyim” demektir. Yemeğin altını söndürüp gelecek ve çocuğunuzu dikkatle dinleyeceksiniz. Buna psikolojide “etkin dinleme” diyoruz. Eğer böyle yapmaz da “Ocakta yemek var, ben mutfağa gidiyorum, gel orada anlat” derseniz ve hem yemekle uğraşır hem çocuğunuzu dinlerseniz, siz gerçekten dinlemiyor,” dinlermiş gibi yapıyorsunuz” demektir.

Sağlıklı iletişimde “etkin dinleme” de yetmez. Dinlerken “kabul dili” kullanmanız gerekir. Çocuk size bir şey anlatırken, özellikle bir heyecanını ve duygusunu paylaşırken sizden akıl istemez, nasihat etmenizi ve eleştirmenizi istemez. O an ki heyecanını ve duygusunu kabul etmenizi ister. “ Ya demek öyle, çok ilginç, devam et lütfen, çok korkmuş olmalısın…” gibi kapı arayıcılar kullanarak duygularını kabul ettiğinizi belli etmelisiniz.

Psikologların en büyük özelliği nedir, biliyor musunuz: İyi bir dinleyici olmaları. Danışmaya gelen birini dinlerken sözünü kesmez, akıl vermez, eleştirmez, neyi nasıl yapacağını söylemezler. Kişi kendisini baskı altında hissetmediği için rahatça anlatmaya devam eder.

BASKI YAPMADAN NASIL ÇOCUKLARA SÖZ GEÇİREBİLİRİZ?

  • İsteğinizi açık, net ve kısa cümlelerle belli edin.
  • Çocuğun isteği ile kendi isteğinizi birleştirin.
  • İsteğinizi dayatma yerine seçenekler sunun.
  • Çocuk seçmeyi kabul etmezse: “Seçimini kendin yapacak mısın, yoksa senin yerine ben seçeyim mi?” diye sorun.
  • Sözleriniz önyargılı ve suçlayıcı olmasın.
  • Sorumluluk bilincini geliştirmek için kurallar koyun.

 

“Çocuğunuzla konuşurken sırtınızı dönmeniz bile şiddettir.”

“Yalnızca sevgi dolu bir insanın sözcükleri duyulabilir.”

                                                                      H.D. Thoreou

Comments are closed.